Açık Mod
Koyu Mod
Sistem Modu
Takvimler Ekim’in 29’unu gösterdiğinde memleketin dört bir yanından hoparlörler gürler. Çocuklar ellerinde kağıttan bayraklarla resmi geçit törenlerine koşar, büyükler köhne salonlarda “bayram kutlar”. Her şey ne kadar da parlak görünür, değil mi? Ama durun hele… Şöyle bir soluklanın, kulağınızı asfalta verin. O tantanalı marşların ardında bu halkın ne dediğini, fabrikadaki işçinin, tarladaki köylünün, gecekondu mahallesinde tenceresi kaynamayan ananın halini hiç düşündünüz mü?
Biz cumhuriyeti sadece otuz metrekaresi süslenmiş meydanlardan ibaret sananlardan değiliz. Eğer bu memlekette işçi kardeşimiz emeğinin hakkını alamıyorsa, köylü boynunu bükmüş tarlada üvey evlat muamelesi görüyorsa, aydınlar fikirlerinden ötürü kelepçeleniyorsa; orada “halkın yönetimi” yani cumhur durup bir kez daha düşünmelidir.
Unutulmasın ki bu cumhuriyet, sarayın lüksünü değil, çarıklı Anadolu insanının ayağındaki o yırtık çarığı onarmak için kuruldu. Mustafa Kemal ve o yorgun ama başı dik insanlar, bu toprakları tebaadan kul olmaktan çıkarıp yurttaş yapmak için yola çıktılar. Ama ne yazık ki birileri, bu güzel kavramın içini boşaltıp onu sadece kâğıt üstünde bir ambalaja çevirmek istiyor.
Bugün bayram diyorlar. Kutlayalım elbet! Ama nasıl kutlayacağız?
Kulaktan dolma laflarla, iki satırlık hamasetle mi? Yoksa bu vatanın gerçek sahiplerinin, yani üretenlerin, çalışanların, sömürülmeyenlerin sesi olarak mı?
Biz bu cumhuriyeti sokakta bulmadık, kolay harcatmayız. İşçisiyle, köylüsüyle, genciyle, yaşlısıyla; emeğin hakkını aldığı, kimsenin kimseden üstün olmadığı, tam bağımsız bir Türkiye kurulana kadar bu kalem de bu ses de susmayacak.
Kutlu olsun evet… Ama gerçekten halkın olan, halkın omuzlarında yükselen Cumhuriyet’e bin selam olsun!